RSS
people

Esneme Neden Bulaşıcıdır?

 Esneme Neden Bulaşıcıdır?

 Birinin esnediğini görmek, esnemeye yol açabiliyor. Peki hiç düşündünüz mü bu garip durum neden kaynaklanıyor?

Başka insanların esnediğini görmek, esnemeyi düşünmek veya esnemeyle ilgili bir yazı okumak insanların esnemesine yol açabilir. Albany’deki New York Eyalet Üniversitesi’nden Gordon Gallup, başkalarının esnemesini taklit etmenin empatik bir refleks olabileceğini söylüyor.

Birini esnerken gördüğünüzde beyninizdeki nöronlar faaliyete geçer ve diğer insanın yaşamakta olduğu deneyimi hissetmenize yol açar. Ayrıca ihtiyaç hissetmeseniz de aynı eylemi yapmanızı sağlar.

Bilim insanları, öncelikle insanların niçin esnediğini ortaya çıkartmaya çalışıyor. Bazılarına göre bu bir sıkılma işareti. Diğerlerine göre ise esneyerek kandaki karbondioksit ve oksijen dengesi korunuyor.

Gallup’un son yaptığı bir araştırmaya göre esnemek beyni serinletiyor ve dolayısıyla daha randımanlı çalışmasına yol açıyor. Başka bir deyişle esneme bilgisayarlardaki vantilatörün işlevini görüyor. Ayrıca Gallup, genel inanışın aksine, esneyerek soğutulan beynin insanları uykuya dalmaktan alıkoyduğunu ileri sürüyor.

internethaber.com

Bunu paylaşmak bile esnetiyor :)

Yorum yap |

PEYGAMBERE KAVUŞMAK İSTEYEN ALLAH DOSTU

GülBir gün Allah erenlerinden biri vefat eder. Öbür dünyadaki derecesini merak eden dostlarından biri bir gece rüyasında kendisini görür. Başına gelenleri ve ne gibi bir muameleye tâbi tutulduğunu sorduğunda ermiş şöyle cevap verir:

Ey dostum!., kabre konulduğumda gayet güzel yüzlü bir misk gibi koku saçan iki melek geldiler. Bana “Rabbin kimdir?” diye sordular. Ben şu karşılığı verdim: Bu soruyu bana imtihan etmek için soruyorsanız, bu size yasaktır. Yok eğer öğrenmek için soruyorsanız, hemen belirteyim ki, Rabbim Allah’tır.

Bunun üzerine çekilip gittiler. Ben ise arkalarından, sevgili efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) nerede? Bana ondan haber vermedikçe hiçbir yere kıpırdayamazsınız, diye seslendim. Tam bu sırada bir ses duydum. Sesin sahibi şöyle diyordu: Hz. Muhammed (s.a.v.) benim en değerli kulum ve en şerefli elçimdir. O en yüksek dereceye ulaştırılmıştır. Siz rahatınıza bakınız.

Bu sözleri duyan misk kokulu, güzel yüzlü melekler çekip gittiler.

Yüce Allah (c.c.) cümlemizi bol bol zikrederek kendine yakın olan kullarından eylesin, âmin… Peygamberimiz diyor ki:

Miraç gecesi ucunu bucunu ancak yüce Allah’ın bileceği büyük bir deniz gördüm. Denizin kenarında kuş şekline bürünmüş bir melek duruyordu. Sayısız derecede kanatlara sahipti. Bu meleğin vazifesi neydi?

“Sübhanellahi velhamdü lillahî ve lâ ilahe illallahü velllahü ekber. Velâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim. (Allah her türlü noksan sıfatlardan uzak ve münezzehtir. Hamd, ancak Allah’a mahsustur. Allah’tan başka ilâh yoktur. O uludur. Allah’a dönüş ve ibadet ve tâat etme güç kuvvet ancak yüce ve yüce Allah’ın yardımıyla mümkündür)” diyen cümleleri okuduğunda melek aşağıdaki hareketleri yaparak kıyamete dek onun için Allah’a dua ve estiğfar eder.

Kişi, “Sübhanellah (Allah her türlü noksan sıfatlardan uzak ve münezzehtir)” dediği vakit, melek harekete geçer. “Vel hamdi lillah (Hamd, ancak Allah’a mühsustur)” dediğinde sayısız derecedeki kanatlarını açar. “Ve lâ ilahe illellah (Allah’tan başka ilâh yoktur)” dediğinde havalanarak uçar. “Vellahü ekber (Allah uludur)” sözlerini söylediği vakit, açık denize dalar. “Ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim (Allah’a dönüş ve ibadet ve taat etme güç ve kuvveti ancak yüce ve yüce Allah’ın yardımıyla mümkündür)” sözlerini söylediğinde ise daldığı denizden su yüzüne çıkarak kanatlarını silkeler. Her kanat silkeleyişinde sayılara sığmaz su damlaları dökülür. Her dökülen damlayı da sınırsız gücün sahibi olan Allah (c.c.) bir melek olarak yaratır. İşte bu insan kafasının hesap edemiyeceği kadar kalabalık melek gurubu yukarıda adı geçen cümleleri söyleyen kul adına kıyamete kadar, bağışlaması için Allah’a dua ve istiğfar ederler.

-Zübdetül Vaizin-

Peygamberimiz diyor ki:

Yüce Allah (c.c.) kâinatımızı ayakta tutan ve başlıkları Arş’ta bulunan bir takım nurdan sütunlar yaratmıştır. Kişi, “Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlüllah (Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir)” dedeği vakit, bu nurdan sütunlar sarsılmaya başlar. Yüce Allah (c.c), “olduğunuz yerde sallanmadan durun ey sütunlar!..” diye emrettiği zaman kendisine şu cevabı verirler: Ey Rabbimiz, siz “Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlüllah -Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir-” sözlerini söyleyen kulunu affetmedikçe durmayacak ve sallanmaya devam edeceğiz.”

Bunun üzerine yüce Allah (c.c.) şu sevindirici müjdeyi vermiştir:

“O sözleri söyleyen kulumu bağışladım. Haydi durun.”

1 Comment |

Stres ve İnanç

Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya Eyaletinin Roseto isimli kasabasında 1960 yılındayız. İtalyan asıllı Katolik Amerikalıların oturduğu bu kasabanın özelliği kroner kalp hastalıklarının ABD geneline göre düşük olması. ABD’de kalp krizinden ölüm oranı 1000 kişide 3,5 olmasına karşılık bu bölgede 1000 kişide sadece 1 olarak bulunmaktadır. Roseto’da ülser başta olmak üzere bir çok hastalık da, ülke ortalamasının altındadır. Bunun nedenini araştırmak için geniş bir alan çalışması yapılıyor. Beslenme alışkanlıklarından yaşam tarzına kadar pek çok değişken araştırılıyor. Ülke geneline göre tesbit edilen farklılıklar şunlar: Cadillac arabalar ve lükse düşkünlük, tüketim çılgınlığı daha az. Hızlı yaşantı tarzı benimsenmemiş. Muhafazakârlığa ve geleneklere önem veriliyor. Aile destekleri çok güçlü, yaşlılar aile içerisinde çok büyük saygı ve sevgi görüyorlar.
60’lı yılların sonunda değişkenler tekrar inceleniyor. 55 yaş grubunda kalp krizi ölüm oranı ABD geneline yaklaştığı gözleniyor. Değişen bir şey daha var, insanlar daha lükse düşkün, bireysellik ve bağımsız yaşama isteği bencillik boyutuna ulaşmıştır.
Bilimsel sonuç: “kültüre bağlı destekleyici özelliklerin değişmesi.”1
Kültür ve İnanç birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Kültürü yaşam tarzına dönüştüren şey de inanç gücüdür.
STRES NEDİR?
İnsann iç dengesini ve uyumunu bozan zorlama olarak tanımlanır. Fakat kedisi öldüğü için deprasyona girecek derecede incinebilir bir kişi, kimsenin dayanamayacağı bir acıya dayanabilmektedir. Bu nedenle stres kişiden kişiye değişebilen bir kavram olarak kabul edilmelidir.
Günümüzde midesi yanan, başı ağrıyan, kalbi çarpan, göğsü sıkışan, endişe ve tedirginlik içindeki insanlar, rahatsızlığı ile stres arasındaki ilişkinin genellikle farkındadırlar.
Stresin Kaynağı:
Bireyin herhangi bir uyarana verdiği anlam o uyarının stresör olup olmadığını kararlaştıracaktır. Bir kişi düşününüz hayatı çok seviyor ve ölümden çok korkuyor. Birgün kalbinde bir çarpıntı olur ve vücudunun bir tarafı uyuşur. Kalb krizi ihtimali veya felç geçirme korkusu içinde uyanmaya başlar. En büyük sermayesi olan hayatı tehdit altındadır. Hekim hekim dolaşarak ikna olmaya çalışmaktadır. Fakat evrenin sırlarını beş duyu ile çözemeyen pozitif bilim ölüm konusunda çaresizdir. Yapılabilecek iki şey vardır:
1) İçki ve eğlenceyi yoğunlaştırarak devekuşu rolüyle gerçeklerden kaçmak.
2) Gerçek inancın verdiği teslim ve tevekkülle kadere sığınmak.
İnançtaki lezzet o kişi için mânevî bir ilâç gibi tedavi edici olmuştur.
Strese vücudun cevabı:
Geçici kısa süreli stresle uzun süreli tekrarlayan stresin bedendeki tesirleri farklı olmaktadır. Bir durum beyin tarafından alınır ve tehlike olarak değerlendirilirse stres reaksiyonu başlar. Beyinde kortizol ve betaendorfin hormonları böbreküstü bezinden Adrenalin maddesi salgılanır. Bu salgılar kısa ve geçici durumlarda dokuları koruyucu, uzun salgılamalarda ise hastalık yapıcıdırlar (hipertansiyon, ülser…) devamini oku… »

Yorum yap |

Hayatınızı Değiştirecek 62 Öneri

Özellikle bilişim sektöründe hayatınızı değiştirecek 62 öneri. Genel olarak kendi deneyim ve gözlemlerimden derledim. Öneriler dört ana konuyu içeriyor “Kişisel Gelişim”, “Zamanı Verimli Kullanma”, “Proje Geliştirme” ve “İş Hayatı”.
Kendinizi Geliştirin …
Kitap okuyun,
Silahınızı tanıyın,
Kısayolları öğrenin,
Bilmediğinizi bilin, anlayın ve itiraf edin,
Paranın alabileceği en iyi sistemi, en iyi monitörü, en iyi klavyeyi, mouse’ u, masayı ve sandalyeyi alın. Eğer hayatınızın %50′ sini bu ekran karşısında geçirecekseniz bunu hakediyorsunuz demektir,
Bir konuyu biliyorsunuz diye o konuda dinozor olmayın, yeni konulara vakti gelince kendinizi adapte edin,
Bir blog tutun, sadece kendinize özel olabilir ama bir blog tutun,
Ne istediğinizi bilin,
Ne yaptığınızı ve hayatınızı düzenli olarak sorgulayın, işleri akışına bırakmayın,
Seçeneklerinizi bilin,
Kovalayan Yakalar, Başkalarının sizi hayallerinizden vazgeçirmesine izin vermeyin,
Yeni teknolojileri direk kullanmasanız bile onlardan haberdar olun,
Bulunduğunuz alandaki blogları takip edin,
RSS Reader kullanın,
Yeni teknolojilere açık olun, belirli zamanlarınızı yeni araçları, teknolojileri test etmek ve denemek ile geçirin. Beğendiğiniz sistemleri kullanmaya başlayın,
Kürdan Sendromuna ( The Cheap Toothpick Syndrome) düşmeyin, Ekonominizi zekice ve düşünerek yönetin, her sey sıcak para demek değildir. Eğer saatte 30 YTL kazanıyorsanız taksiden 10 YTL kar etmek için otobüse binip 30 dk. a kaybetmeyin,
Ön görebildiğiniz konularda kumar oynayın, (örnek olarak : domain satın almak, web 2.0 vs.), Bir çok sektörde ilk gelen büyük pastayı alan kişidir,
Yanlış giden işlerden ders alın, Hatalarınızı tekrarlamayın,
Kendinizi tekrar etmeyin, aynı kodu iki defa yazmayın, aynı kitabı iki defa okumayın, aynı filmi iki defa izlemeyin, Dünyadaki üretilmiş bilgi o kadar fazlaki limitli kaynaklarınızı aynı şeylere harcamayın,
Bulunduğunuz alandaki “En iyi Pratik” leri bilin ve uygulayın,
Boğulmayın kendinize keyifli vakit ayırın, keyifli vaktin hakkını verin güzel kullanın,
İngilizce Öğrenin,
Okul okumak için okul okumayın, Kariyerinize ve istediğinize göre bu seneleri sektörün içerisinde değerlendirebileceğinizi farkında olun,
Zamanı Verimli Kullanma…
E-maillarınızı 10 dk. da bir kontrol etmeyin, e-mail programınızı kapalı tutun ve iki saatte bir ya da benzer vakitlerde açıp kontrol edin,
Aynı anda birden fazla iş yapmayın (Multi-Threading), Odağınızı koruyun,
MSN, ICQ vs. benzeri IM yazılımlarını kullanmayın veya belirli periyodlarda açın,
Bire bir görüşmelerde yazılı metnin donukluğundan ve vakit kaybından kaçının beş kişiye kadar skype ya da telefon konferanslarını tercih edin,
Her zaman bir Yapılacaklar Listeniz olsun, bir sonraki adımınızı bilin,
Geniş ve büyük planlar yapın ama Yapılacak Listenizi küçük gruplara bölün, bir adım 30 dk. yı geçmesin, Geçerse onu da tekrar daha küçük gruplara bölün. Küçük adımlar sizi odakta tutacak ve ilerleme kaydettiğinizi görmenizi sağlayacaktır.
Her zaman okuyacak bir kitabınız olsun ve bu kitabı yanınızda dolaştırın. Bir yerde sıra beklemek zorunda kaldığınızda, hemen okuyun, bu tip talihsiz durumları kendi lehinize çevirin,
Yazılımlardan beklentilerinizi yükseltin ve eğer şu anki yazılımınız beklentilerinizi karşılamıyorsa diğer yazılımları araştırın,
Becerebiliyorsanız ve sağlığınızı etkilmiyorsa daha az uyuyun, Hayat kısa ve onu daha fazla uyuyarak daha da kısa hale getirmeyin,
Gereksiz şeylerden kendinizi izole edin, saçma şeylere harcadığınız vakti kısın. Faturaları otomatiğe bağlayın, TV’ de zapping yapmayın izleyeceğiniz şeyleri seçip kaydedin ya da download edin, Eğer gerçekten hobiniz değilse politika gibi angarya geyiklerden uzak durun, vb.
Sağlığınıza ve moralinize dikkat edin, Proje Geliştirme…
İnsanların konular hakkında düşüncelerini alın ama son kararı siz verin,
Kıllanırsanız kurcalayın, Bir şey yanlış gözüküyorsa, kokuyorsa, kıllanırsanız işler sarpa sarmadan onu kurcalayın, durum anlayın,
Politika ve prosedürde takılıp kalmayın,
Mükemmeliyetçi olmayın,
Bir projeye başlamadan önce benzer projeleri araştırın,
Başladığınız projeleri bitirin, cok proje yapmak yerine yoğunluğunuzu bir kaç projeye yoğunlaştırın, Unutmayınki altı aylık web projelerinin milyon dolarlara satildigi bir zamandayız,
Siz sanatçısınız resminizi gösterilecek hale gelmeden onu gostermeyin ama mükemmeliyetçi de olmayın,
Herşeyi kendiniz yapmaya çalışmayın, yapılmış kaynaklardan faydalanın,
Eğer projeniz yapılmışın daha iyisi veya tamamen yeni bir şey degilse o projeyi yapmayın,
Yapılması gereken şeyleri ertelemeyin, kırık pencereler terkedilmiş binalara neden olacaktır, İş Hayatı…
CV – Özgeçmişinizi her zaman güncel tutun, Kendinizi bulunduğunuz yerde çalışma zorunluluğunda hissetmeyin, alternatifleriniz olduğunu bilin,
İşiniz zevk vermemeye başladıysa yeni bir iş aramaya başlayın ve bulunca yeni işinize geçin, Bu hayat sizin ve işvereniniz için siz sadece is yerindeki diğer bir cihazsınız, Gereksiz yerlerde duygusal olmayın,
Teknik becerilerinizin yanında “Kendini Pazarlama”, “Prezentasyon”, “İletişim” gibi teknik olmayan konularda geliştirin (soft skills) ,
Blog tutun,
Kişisel projeler geliştirin,
Bir konuda uzmanlaşın ve en az iki ilişkili konuda iyi seviyede bilgi sahibi olun,
İş görüşmelerine hazırlıklı gidin, gittiğiniz firmayı tanıyın,
İş yeriniz geçici, aileniz ve bilginiz kalıcıdır, önceliklerinizi doğru belirleyin,
Hayır demeyi öğrenin,
İş yerinizi seçerken para dışındaki kriterleri düşünün, Kendinizi geliştirebilecek misiniz? Zevk alacak mısınız? Nasıl takım arkadaşlarınız olacak?..
Sizden daha iyi teknik kişilerin bulunduğu yerlerde çalışmaya çalışın bu size daha fazla öğrenme imkanı sağlayacaktır,
İş hayatında topun kimde olduğunu bilin ve sıcak patatesi elinizde çok dolaştırmayın. Yapmanız gerekenleri yapın, işin içinde ters gitme olasılığı varsa yöneticinizi sürekli olarak bilgilendirin ve onay alın. İşler kötü gitse bile bu sizin sorununuz olmayacaktır.
Doğru istek için doğru zamanı bekleyin,
Teknik bilgileri ne olursa olsun karaktersiz insanlardan, iş arkadaşlarından uzak durun, kazancağınız teknik bilgiye değmeyecektir,
Sonuç getirin, polemik, laf ve jargon kalabalığı değil,
Mantıklı olun, iki defa düşünüp bir defa harekete geçin,
Köprüleri yakmayın, İş yeriniz ve iş arkadaşlarınızla iyi geçinin.
Kaynak: http://ferruh.mavituna.com

Yorum yap |

Can Sıkıntısını Yenmek

Can Sıkıntısını Yenmek

Viktor Vasnetsov'dan    Bazı önemli konular nasıl olmuş da bu kadar göz ardı edilmiş aklım almıyor. Can sıkıntısı bildim bileli bir çok insanın (ben de dahil olmak üzere) baş belası olmuştur. Hiçbir şeyden zevk alamamak, sıkılmak, monotonluk, boğucu düşünceler. İnsanın hem zamanı heba olur, hem de mutsuz olur. Peki buna sunulan çözümler ne ? İlk aşamada önüne televizyon sunulur, artık yarışma mı olur, belgesel mi olur, çizgi film mi olur o sana kalmış. Eğer internetle aran iyiyse başlarsın o forum senin bu blog benim dolaşmaya (tanıdık gelmiş olabilir mi…), yazmak bile zor gelir, amaçsızca ilginç bir şeyler ararsın. Sonuçta ya sıyrılırsın o ruh halinden yada yatıp uyursun.

Bu makaleyi yazmaya 15-20 dakika önce aniden karar verdim. Biraz komik gelebilir ama olay şöyle gelişti: İçi dop dolu ilişkiler serisi için 3. bölümü yazmayı düşünürken eski yazılara göz attım. Orada can sıkıntısı ile ilgili yazıp da daha sonra tekrar dönerim dediğim yeri okudum ve farkettim ki uzunca bir süredir canım hiç sıkılmıyor. Oldukça ilginç geldi ve üzerine düşününce aslında olayın çok da garip olmadığını gördüm.

Şimdi can sıkıntısını yenmek için beraberce adım adım ilerleyeceğiz.

Can Sıkıntsı Nedir ?

Öncelikle kavram karmaşası yaratmamak için, bahsettiğim can sıkıntısı (boredom:İng.) isteksizlik, bir şey yapmayı istememek, zevk almamak hali. Yoksa kötü bir olaya veya birisine canım sıkıldı şeklindeki kızgınlığa benzer duygu değil. 

Can sıkıntısı öncelikle bir “his” dir. Can sıkıntısını görmeyiz, işitmeyiz, sayamayız, çizemeyiz, sadece hissederiz ve anlatabiliriz. Aynı acıkma, susama, korku ve mutluluk gibi. İnsan acıktığında, bilinçdışı (veya tercihine göre altı/üstü) sistemimiz bilincimize sinyal gönderir “Enerji depoları boşalıyor, yiyecek bir şeyler bulup depoyu doldur”, veya susayınca ” Fazla su kaybettin, bünyeye zarar vermemek için takviye lazım”.

Eğer kendini bir araba olarak düşünürsen, arabayı süren şöför bilinç, geri kalan herşey de bilinçdışı olur. Bilinç ve bilinçdışı ise basit birkaç gösterge ile haberleşir. Benzin göstergesinin kırmızı yanmasını kötü bir olay olarak algılayabilirsin ama işin aslı, gerçek kötü olay ortaya çıkmadan (yolda kalmak) seni uyaran bir ışık olduğudur. Uyarı ışığının yanmasının sebebi, o zamana kadar depoyu doldurmamış olman ve kısa süre içinde doldurmazsan yolda kalacak olman gerçeğidir.

Uzun lafın kısası, can sıkıntısı kötü bir şey değildir. Bizi asıl kötü olaya karşı uyaran bir sistemdir sadece.

Neden Canımız Sıkılıyor ?

“Can sıkıntısı : Arzulamayı arzulamak.” Tolstoy – Anna Karenina

Nasıl ki benzin göstergesi kırmızı yanarken gidip lastikleri şişirirsem işe yaramaz, can sıkıntısını yenmenin başı da bu hissin bizi neye karşı uyardığını tam olarak anlamaktan geçer. Neden canım sıkılıyor, veya bu konu neden sıkıcı sorusuna mantıklı cevap veren kimseyi görmedim. Fakat kendi kendime neden canım sıkılmıyor diye sorduğumda dişe dokunur bir kaç cevap buldum. Canım sıkılmıyor çünkü:

  • Her akşam uğraşmak için yanıp tutuştuğum bir iş var (şu anda okumakta olduğun şey :) )
  • Bu uğraşımdan fayda sağlıyorum (bir çok şey öğrendim, ufkum genişledi, ücretsiz kitap okuma şansım doğdu,…)
  • Bu uğraşımdan başkaları da fayda sağlıyor (kaliteli ve süzülmüş içerik,insanlarla paylaşım, daha verimli uyumak,…)
  • Yetilerimi kullanabiliyorum (programcılık, meraklılık, yazma, tasarım-ki bundan tam emin değilim ;) )
  • Çalıştıkça etkisi de artıyor ve ileriye doğru devam ediyor, şimdiden belli olan bir sonu yok (site istatistiklerinde ziyaret sayısı her hafta bir önceki haftadan daha fazla oluyor)
  • Ulaşmak istediğim ve ölçtüğüm açık hedefler var. (belirli bir ziyaretçi oranı, haftalık yazı adedi, yorum miktarı)

Şimdi ise ilk soruyu daha kolay cevaplayabilirim, yani canım neden sıkılır ?

  • Uğraşmak için yanıp tutuştuğum bir iş yoksa,
  • Uğraşılarımdan ben ve başkaları fayda görmüyorsa,
  • Yeteneklerimi kullanamıyorsam,
  • Ne kadar uğraşsamda gelişme olmuyor veya gidebileceği yer şimdiden belli veya kısıtlıysa,
  • Ulaşacağım bir hedef yok veya muallaksa,

O zaman canım sıkılır.

Bu liste uzatılabilir, eklemeler yapılabilir, fakat en önemli noktalar değişmeyecektir. Can sıkıntısı nedir sorusuna verebileceğim en özet cevap : “Yeteneklerini kullanarak fayda sağlayan bir amaca yönelik çalışmıyorsam, bunu fark etmemi sağlayacak şey can sıkıntısıdır.” Sen de benzer kendi cevabını bulabilirsin.

Elveda Can Sıkıntısı

Araba örneğinden devam edersek, uyarı lambası yandığında bir kaç şey olabilir:

1) Eğer lambanın neyi ifade ettiğini bilmiyorsan, depo boşalana kadar gider, sonra araba durunca da her yerini kontrol edip şansın varsa benzinin bittiğini anlarsın veya geçenlerden yardım istersin. Bir şekilde yola tekrar koyulunca yine kısır döngüyü yaşarsın.

2) Lambanın ne işe yaradığını bilip de görmezden gelirsen, depo boşalınca elde bidon benzinliğe gider, depoyu biraz doldurur sonra tekrar yolda kalır ve kısır döngüden yine çıkamazsın.

3) Lambanın ne işe yaradığını biliyorsan, ilk benzinciye girer, paran yettiğince benzin alıp yola devam edersin.

Seçenekler bunlar, fakat aslında bir gizli seçenek daha var.

4) Eğer lambanın ne işe yaradığını biliyorsan, onun hemen yanındaki ibrenin de ne işe yaradığını öğrenebilirsin. Evet, benzin seviyesini gösteren ibre. Uyarı lambasını hiç görmeden kendini ayarlayıp, benzin azaldıkça uygun yerlerde (önüne ilk çıkanda değil) durup deponu doldurursun.

1) “Off ya niye canım sıkılıyor benim böyle !”  seviyesini bu yazıyı okuyarak geçmiş bulunuyorsun.

2) “Canım sıkılıyor, bakalım ne var TV’de” seviyesi ise görmezden gelmektir. Eninde sonunda araba duracak.

3) Ne yapman gerektiğini biliyorsun, veya zaten yapıyorsun ama bir süre uzak kaldın. Olsun, fark ettin, şimdi üzerine git.

4) Buradaysan bu yazıyı biraz tebessümle okuduğunu tahmin ediyorum.

5) …?

Kendimi değerlendirirsem, 3 ve 4 arasında gidip geliyorum. Şimdi geçmişe baktığımda keşke bu anlayışa o zaman sahip olsaymışım diyorum. Özellikle üniversitede ayları, haftaları, hatta yılları can sıkıntısıyla geçirdim. Canım sıkılıyordu, fakat o zaman etrafımdaki herkesin bir şekilde canı sıkılıyordu. Canım sıkılıyor dediğimde, “boşver geçer”den başka laf duymayınca insan olayı kanıksıyor. Yani bunu gayet normal, yaşamın bir parçası olarak algılıyordum. İnsanlar doğar, büyür, uyur, koşar, coşar, canları sıkılır, sever,üzülür… bunlar normal ve kaçınılmaz şeylerdir gibi geliyordu.

Ama değil.

Can sıkıntısı insan yaşamının bir parçası olması gereken normal bir his değil !

Parmaklarını şıklatarak yaşamını değiştiremezsin. Fakat her şey önce farkındalıkla başlar. Şimdi bu konuyu artık fark ettiğine göre harekete de geçebilirsin.

“Yeteneklerini kullanarak fayda sağlayan bir amaca yönelik çalışmak” süslü ve kışkırtıcı bir cümle, ama gerçekten yapman gereken bu. Yeteneklerini keşfetmek, senin için faydayı tanımlamak, amacını bulmak  ve çalışmak hep senin yapacağın şeyler. Matrix filminde Morpheus’un dediği gibi:

Ben aklını serbest bırakmaya çalışıyorum ama sana sadece kapıyı gösterebilirim. Kapıdan kendin geçmek zorundasın.

Canımın sıkıldığı bir anda google’da “can sıkıntısı” diye aratıp bulduğum bir yazı.Resimleriyle birlikte http://beyaztavsan.com isimli siteden alınmıştır.

1 Comment |

Sami Özer – Demedim mi?

güzel aşık cevrimizi
çekemezsin demedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi

bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi
yemeyenler kalır naçar
gözlerinden kanlar saçar

bu bir demdir, gelir geçer
duyamazsın demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi

çıkalım meydan yerine
gidelim ali seyrine
can-ü başı hak yoluna
koyamazsın demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi
Pir Sultan Abdal

Yorum yap |

Arif Sağ-Sözde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim


İnsan Olmaya Geldim

Nimri Dede- Arif Sağ

İkilik Kinini İçimden Atıp
Özde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Taht Kuralı Ariflerin Gönlüne
Sözde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Serimi Meydana Koymaya Geldim

Meğerse Aşk İmiş Canın Mayası
Ona Mihrabımış Kaşın Arası
Hakkın İşlediği Kudret Boyası
Yüzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim

Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği
Sadıkların Menziline Yettiği
Enbiyanın Evliyanın Gittiği
İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim

Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım
Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım
O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım
Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim

Süregeldim Aşk Meyini İçerek
Her Bir Akı Karasından Seçerek
Varlık Dağlarını Delip Geçerek
Düzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim

Gör Ki Nimri Dede Şimdi Neyleyi
Gerçek Aşkı Her Gönüle Söyleyi
Her Türlü Sefaya Veda Eyleyi
Sazda Ben Bir İnsan Olmaya Geldim

Yorum yap |

Kibir ve Tevâzu

İnsanı kibre sevkeden sebepler 7 tanedir.

  • İlim: Birşeyler bilen kimse, kendini büyük, bunları bilmeyenleri de hakîr, aşağı görür. Onlardan herzaman saygı, hizmet bekler.
  • Amel ve İbâdet: Âbidin, yani çok ibadet eden kimsenin kibirinden kurtulması zordur. Herkesin saygı göstermesini, kendisini iyilikle anmalarını, “Buyurun” demelerini bekler. Böyle bir âbid, herkesin helâkta olduğunu, yalnız kendisinin kurtulacağını zanneder. 
  • Soylu olmak: Bazıları soyu ile övünürler. Kâbil, Âdem aleyhisselâmın oğlu idi, fakat imansız öldü.
  • Güzellik: Güzelliği ile övünmek daha çok kadınlarda görülür. Allahü teâlâ, insanın dış güzelliğine değil, kalbine bakar.
  • Mal çokluğu: Bazı zenginler, mallarının çokluğu sebebiyle kendilerini fakirlerden üstün görürler. Kârun çok zengin idi. Ama malı ile birlikte helâk oldu.
  • Kuvvetli olmak: Kuvvetli olan, zayıflara karşı üstünlük taslayabilir.İnsandan kuvvetli olan pekçok hayvanlar vardır.
  • Yakınlarının çokluğu: Bazıları evlâdının, akrabasının, tanıdıklarının çokluğu ile üstünlük taslar.

Kibir ne kadar kötü ise, tevâzu yani alçak gönüllülük de o kadar iyidir.Hadîs-î Şerîflerde buyuruldu ki:
“Allah için affedenin şerefi artar, tevâzu eden de yücelir.”
“Allah, tevâzu eden müslümanı yüceltir.”
“Şeref tevâzudadır.”
“Kişi tevâzu edince, Allahü teâlâ, onu 7 kat göklere kadar yükseltir.”

25 Nisan 2008 / Cuma Tarihli
Türkiye Takvimi Yaprağından

Yorum yap |

Sami Özer – Allahu Allah

Yorum yap |

Kulluğum Sultanlığımdır

Hatırlıyorum, bir tanıdığım ‘Niçin namaz kılıyorsun?’ diye sormuştu da hemen cevap vermek yerine, başka bir soruyla mukabele etmiştim: ‘İlletini mi öğrenmek istiyorsun, hikmetini mi?’ Şaşırmış, ‘bu ne demek oluyor’ demişti. Şöyle bir açıklama yapmıştım: ‘İllet, hakiki sebep demektir. Hikmet ise, gözetilen fayda ve menfaat.’
‘Şu halde illeti nedir?’
‘İlâhî emir, sadece emredildiği için kılıyorum.’
‘Ya hikmeti?’
‘Saymakla bitmez. Ben, hemen aklıma gelenleri söyleyeyim. Herşeyden önce, cehennem ateşinin kalkanı, kabir azâbının siperi ve cennet kapılarının anahtarıdır. Ebedî saadet, onun sonsuza uzanan bir meyvesidir.
Namaz kalbe gıda, rûha şifa, bedene sıhhat, vicdana ölçü, akla istikâmet, iradeye kuvvet ve duygulara intizam verir.
Namaz, hayatı disiplin altına alır, günahtan korur, manevî kirleri temizler. Ruh, onunla nefes alır, huzur bulur, sükûna erer, Rabbine yönelir. Mânevî yükselişin merdivenidir namaz; bütün ibadetlerin özüdür.
Ancak bunların hiçbiri olmasaydı bile ben namazımı yine kılacaktım. Çünkü, faydalar teşvik edici olabilir, fakat asla hakiki sebep olamaz. Önce istenilmez, belki sonra verilir.’
O zaman söyleyemedim, dostuma şunları da söylemek isterdim:
‘Namaz îmânımın ifadesidir, acizliğimin, zayıflığımın, çaresizliğimin, kısacası kulluğumun itirafıdır.
Namaz gözümün nuru, gönlümün gözbebeğidir. Dünyam onunla aydınlandı, hakikatı onun ışığıyla gördüm, diğer varlıkların ibadetlerini onun ilhâmıyla bildim.
Secdedeki zilletimde izzetimi bulmuşum. Allah’a baş eğişim, başkasına baş eğmeyeceğime dair yeminimdir. Alnım yeri öperken, rûhum da beni sayısız ni’metlerle yaşatan rahmet elini öpmektedir.
Namazda ben âlem olurum, âlem de ben olur. Yüce divanda kâinatın sözcülüğünü ederim. Dilsiz varlıklar benim dilimde dile gelir.
Seccade tahtım, secde saltanâtım… ve kulluğum sultanlığımdır.’

Ömer SEVİNÇGÜL

Yorum yap |