RSS
people

Sende Alev,Bende Mecnun Sevdası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ya sen, a pervane!
Bilirim ki sen tastamam âşıksın; hatta belki âşıksın.
Sevgilini bir kerecik görmeye can verirsin:
bir vuslata iki cihan verirsin.
Sen ki mumun başındaki yalıma âşıksın
ve onu kucaklamak için
her daim uğraşırsın.
Senin kavuşman bir yok olmadır.
Müşkül olan da bunu biliyor oluşun…
Sen bir ışığa canını saçarsın; ben candan gamdan ışığını isterim.
Öyleyse de bana, aynı değil miyiz seninle geceler boyu?
Ta seherlere dek birlikte yanmaz mıyız?
Sende alev, bende Mecnun sevdası.
İskender PALA

Yorum yap |

Özcan Deniz – Sevdanın Rengi

Yorum yap |

Mazlum Çimen – Gesi Bağları

Gesi bağlarında dolanıyorum yitirdim yarimi
Aman aranıyorum yitirdim yarimi aman aranıyorum
Bir tek selamına güveniyorum gel otur yanıma
Hallarımı söyleyeyim derdimden anlamaz ben o yari neyleyim

Gesi bağlarında üç top gülüm var hey Allah’tan korkmaz
Sana bana ölüm var hey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime

3 Comments |

Sagopa Kajmer-Gördüklerime İnanmam Gerek

ne güzel bir hava, sago kaf kef kaf kef

merhaba!
bendeniz sagopa kajmer ,pesimist kötü adam
evet ta kendisi işte o benim
boş oda bom boş bom boş bom boş
herşey yerli yerinde, herşey burda
microfonum burda. ses 1-2
boş bir kağıt bomboş ve mikserim ve sözlerim.
anlat! bak razıyım
anlatmam lazım anlatmalıyım ben her zaman
anlatmam lazım anlatmalıyım ben her zaman
evet anlatmam lazım anlatmalıyım ben her zaman bu benim hayatım.

sago go go

günler süsüm, bilgim madenim,aklım canım,
göz bebeğimden gerek öğrenmem
bak bana doyasıya! hayat eli sopalı bir öğretmen
siyah saç ak defterle geldin
ak saç siyah defterle gidiyosun.
sen uyurken gülistanda ben diken üstüne yatmış acıyorum
derdim kadar olsaydı kuvvetim, benimle başedemezdi kasvetim
kendini iyi bilen kötülere ne yararki benim iyiliğim.kuru dilim
uzak değilki malum sırrım feryatıdımı menzilimden
ne olur iyi bir haber gönder en tezinden
kulaklsrım dilimin müşterisi ezelden
dediler yunusa bal dudaktan acı kelamlar etmesi hayli kolay
yaşamayanın bu derdi
yunus çıkan fırtınada bir kırılan çiçek

nakarat

gördüklerime inanmam gerek.
ama nasıl olacak bana birisi bunu anlatsın
külahıma anlatsın
sevdiklerime kavuşmam gerek
ama nasıl olacak bana birisi bunu anlatsın
külahıma anlatsın

heder olan yürek diliniz kem almamakta
hebadır onca sevgi cümlesine kanmışlığın leşleri
bildiğim geçmişe mazi
söyle çokmu önemli ikili yaşanmış mazi
azimle unutup sadakatle geleceğe emin ol
başta zor gelir adım atılmış her yol, her yol!
ilişkiler yine tenha,münzevi raplerime bir hamlede verdim fetva
yağmuru kara çeviren hava, kolaysa çık ulan burası çorak ova.
mahlasımın anlamı; kaf dağının kaf’ı ve ölü kefeninin kef’i
en güzel kuşlar benim ellerimden yedi en güzel yemi.
yürüdüm koşa koşa. boşa sallar deryada küçük balık,
büyük balıkların hepsi salık, güçsüze yazık.
doğru dersin bree…

nakarat

gördüklerime inanmam gerek.
ama nasıl olacak bana birisi bunu anlatsın
külahıma anlatsın
sevdiklerime kavuşmam gerek
ama nasıl olacak bana birisi bunu anlatsın
külahıma anlatsın

Yorum yap |

Gerçek dindar nasıl olur? Örnek ve vasıflı bir Müslüman hangi özellikleri taşır?


Gerçek dindar nasıl olur? Örnek ve vasıflı bir Müslüman hangi özellikleri taşır?

Gerçek bir dindarın nasıl olması gerektiğini bilmeyenler, zaman zaman çok yanlış hükümler veriyorlar. Dindar olmayan birini, dini tam yaşayan bir insan sananlar, genellikle dinden ve inançtan uzak durmaya çalışıyorlar.

Niçin dindar olmayanı dindar sanıyorlar?

Çünkü dinî konuda maalesef büyük bir cehalet hüküm sürmektedir. Bu sebeple de özden fazla şekle ve görüntüye bakarak insanların ne kadar dindar olduklarına karar veriliyor. Meselâ, “Çok dindar bir adam: üç kere hacca gitmiş!” deniliyor… Beş vakit namaz kılanlara, bir çok yerde “hoca” denildiği gibi, örtülü hanımlara da “din âlimesi” nazarıyla bakılabiliyor.

Geçmiş yıllarda, birçok eski öğrencim, sırf başörtüleri sebebiyle caddede, otobüste, trende fıkhî bazı sorular sorulduğundan şikâyetçiydiler. Çünkü sorulan soruların cevaplarını onlar da bilmiyorlardı. Ancak kılık kıyafetleri sebebiyle, cevapsız kalmaları çoğu zaman yadırganıyordu. Birçok yaşlı başlı Müslüman, “Kızım madem namaz konusundaki bu sorunun cevabını bilmiyorsun, başını neden örtüyorsun?” diye soruyorlar. Hâlbuki o gençler de daha yeni yeni dinlerini öğrenmeye başlamışlardı.

Her gördüğümüz sakallı, nasıl hacıbaba oluyorsa, her örtülü hanım da, hemen dinde âlim ve çok dindar bir kimse sanılabiliyor.

Peki, gerçek dindar nasıl olur? Örnek ve vasıflı bir Müslüman hangi özellikleri taşır?

Akla ve İlme Dayalı Bir İman Sahibidir devamini oku… »

Yorum yap |

Türklere Has Özellikler

  • Araba ön camı için süs mahiyetinde CD asmayı akıl etmiştir.
  • Yemek yerken bıçak kullanmak yerine, çatalı yan çevirerek yemeği bölebilir.
  • Kırmızı ışıkta beklerken, sarı ışık yanar yanmaz öndeki aracın şoförüne kör muamelesi yapar, kornaya yüklenerek uyarıda bulunur.
  • Eski gazeteler atılmaz, çok amaçlı kullanılır. (külah, cam silme, sofra bezi, vs…)
  • Arabaların arkasına enteresan yazılar yazmak yine bizim icatlarımız arasında. (rahmetli de sollardı, kıroyum ama para bende gibi)
  • Gazete, dergi vs kapaklarındaki resimlere sakal, bıyık çizmeyi hobi haline getiren tek millet sanırız biziz.
  • Yeni dökülmüş betona ayak izi çıkarmak, tarih yazmak da fikirlerimiz arasında.
  • Kar yağdığında ekmek stoku yaparak açlığa karşı önlem almaya çalışırız.
  • Araç içindeyken, yolda tanıdık birini görünce selam vermek için aracı üzerine doğru sürenin Türk şoförü olduğunu anlamak zor değildir herhalde.
  • Sinema çıkışında, sanki yanımızdaki filmi izlememiş gibi tekrar tekrar anlatmak da huylarımız arasında. (Maçlar da buna dâhil)
  • Kâğıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşımak bizim geleneğimiz haline gelmiş.
  • Kül tablasındaki küllerin uçmaması için kül tablasının içine su dökme fikri de bizim patentimizde.
  • Serçe parmağı, örgü şişi ya da tığ ile kulağı karıştırmak en büyük hobilerimizden.
  • Ancak bir Türk, gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerini gösterip, kendisi çözmüş gibi sevinebilir.
  • Sakal tıraşı olduktan sonra kesilen yere kanamanın durması için küçük kâğıt parçaları yapıştırırız.
  • Soba borusunun akan yerleri için yoğurt kaplarını birebir çözüm olarak görür.
  • Diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp saçını boyayan biri de emin olun üretici bir Türk hanımıdır.
  • Konuşma yeteneği olan bir hayvan, küfür ediyorsa bilin ki sahibi bir Türk’tür.
  • Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına havlu tutturarak giymeye çalışan biri sizce hangi ulusun mensubudur?
  • Daha birinci çalmasında telefonun başına dikilen ama açmak için ikinci kez çalmasını bekleyen de bir Türk’tür.
  • Bir dükkâna girip, onun bunun fiyatını sorduktan sonra devamini oku… »
  • Yorum yap |

    Âşığın Gözyaşı Gül Rengi Akar!

    Gül. Divân şiirinde en çok sözü edilen çiçek, güldür. Sevgilinin yüzü ve yanağı ile sıkı münasebeti vardır. Bazan gül bunlara; bazan da bunlar güle benzerler. Gerek koku, gerekse renk bakımından çok güzel olan gül, daima tazedir.Bu yönüyle bağın, çemenin ve baharın vazgeçilmez bir ögesidir. Bizzat kendisine mahsus gülistan, gülşen ve gülzâr vardır. Hatta ona bazen sultan olarak da rastlarız. Baharın diğer adının gül mevsimi oluşu da güle verilen önemden ileri gelir. Gül yetiştirmenin çok zahmetli bir iş oluşu onun âdetâ nazla beslenip büyümesi şeklinde ele alınır.
    Gülün açılması apayrı bir olaydır.O, seher vaktinde sabâ yelinin parmaklarıyla açılır. Onun açılması bir neşe ve sevinç belirtisidir. Çünkü gül açılınca bahar gelir, eğlence başlar. Gülün handân oluşu da yine onun açılması, çâk- ı girîban eylemesidir. Gül bu kadar güzel ve çekici olmasına rağmen çok çabuk solar. Yani geçicidir. Tıpkı âşığın ömrü gibi çabucak geçiverir.
    Sabâ yelü gülün yapraklarını yavaşça aralar ve kokusunu her tarafa yayar. devamini oku… »

    Yorum yap |

    Bana Bir Şarkı Söyle

    Özledim sesini ne olur konuş
    Bir gül açtır zamanların ötesinden
    Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
    Gök mavisinden, deniz mavisinden
    Bana bir şarkı söyle
    İçimde bir şey kımıldıyor
    Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
    Bir baksana ne haldeyim deli divane
    Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
    Bana bir şarkı söyle
    Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
    Dökül karanlığıma ışıklar gibi
    Al beni, en uzaklara götür
    Sesin aksın içimde bir pınar gibi
    Bana bir şarkı söyle
    Bütün renkleri kat birbirine
    Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
    Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
    Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
    Bana bir şarkı söyle
    Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
    Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
    İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
    En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
    Bana bir şarkı söyle…

    Ümit Yaşar OĞUZCAN

    Yorum yap |

    Ilımlı değil ‘Mandacı Bağımlı’ İslam

    Ilımlı değil mandacı ‘Mandacı Bağımlı’ İslam

    Bir özel televizyon kanalında Atatürk’ü aşağılayan açıklamalar yapan iki kızın söyledikleri o günden beri eleştiriye tabi tutuluyor. Ancak yaygın medyada yapılan eleştiriler her zaman olduğu gibi meselenin özüne gitmiyor. Sadece şekli ve sansasyonel unsurları ortaya çıkarıyor.           

    Söz konusu kızın Atatürk’ü sevmediğini; buna karşılık Humeyni’yi çok sevdiğini söylemesi gerçektende şok edici bir durum. Daha da şok edici olan ise Milli Mücadele yapılmasa ve Türkiye bir manda yönetimi altında kalsaydı, o yönetimi de Türkiye Cumhuriyeti’ne tercih edebileceğini ifade etmesidir. Atatürk Türkiye sinde yaşayan bir insanın kendi ülkesine ve tarihine bu derece yabancılaşması gerçekten şaşırtıcı.           

    Bu özellikleri alt alta getirerek tahlil ettiğimiz zaman her birisinin ötekiyle çeliştiğini hemen görürüz. Örneğin Humeyni’ yi sevdiğini söyleyen birisinin batılı bir manda yönetiminden yana olabileceğini ve bunu bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devletine tercih edebileceğini söylemesi tam bir aymazlık.Hadise kendi içinde bir kara mizah.Ancak dindar olduğunu söyleyen birisinin bu hale nasıl gelmiş olduğunu göstermesi açısından da ibretlik.           

    Maraş’taki Milli Mücadele’de Nene Hatun arayan cehaleti bir kenara bırakarak konuyu ele alacak olursak, bu kafa yapısının iler tutar bir yanının olmadığını görürüz. Atatürk’ü ve Milli Mücadele’yi manda yönetiminden daha kötü görebilmek nasıl bir mantığın ürünüdür? Veya Humeyni’yi beğendiğini söyleyen birisi aynı zamanda nasıl Batılı bir manda yönetiminden yana olabilir?           

    Bu kafa yapısının mantıksızlığı ve tutarsızlığı ortada. Humeyni’nin kurduğu İran Batılı dünya ile boğuşuyor. Veya Batılı dünya o rejimi ortadan kaldırmak için elinden geleni ardına bırakmıyor. Sadece bu bile söz konusu kafa yapısının saçmalığını ortaya koymak için yeterli.          

     Yani hem Humeynici hem de Batılı Manda yanlısı olunamaz. Manda yönetimini Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinden üstün görmek ise tam bir kepazelik Ne Milli Mücadele döneminden ne de sonraki yıllarda kendini dindar/muhafazakar olarak tanımlayan hiçbir grup veya fert bu denli bir mantık sapması yaşamamıştı. Hepsi de İslam’ın temel felsefesinin bağımsızlık olduğunu; zalimlere karşı mücadele etmekten geçtiğini ve zulüm karşısında sessiz kalmanın dahi İslam’ın esaslarına aykırı olduğunun bilincindeydiler.            

    O halde bu kafa yapısı nereden çıktı? Bu kafa yapısı AKP hükümetleri döneminde izlenen dış politikanın da esasını oluşturuyor. Bir yandan ABD ve İsrail’in Ortadoğu politikalarının basit ve kirli bir taşeronu olmayı kabul edeceksiniz; Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmaktan gurur duyduğunuzu bangır bangır bağıracaksınız; sonra da başörtüsü/türban savunması yaparak bu kirli işbirliğinin üstünü örtmeye çalışacaksınız.           

    Yani Müslümanları katleden, Müslüman kadınlara tecavüz eden ve İslamiyeti aşağılayanlara karşı sadece sessiz kalmayacaksınız; onlarla işbirliği de yapacaksınız; ama ardından dindar ve muhafazakar olduğunuzu iddia edeceksiniz.Bunların hiçbirisi bizim yüce dinimiz İslam ile uzaktan yakından bir alakası olamayacağı açık. Bunlar Amerika’dan ithal ve adına olumlu anlam yüklemek için “ılımlı” denilen safsatadır.Ve esas amacıda birlik ve bütünlüğümüze yönelik fitne üretmektir.          

     İşte Milli Mücadele dönemindeki en muhafazakar ve dindar insanların akıllarına bile gelmeyen fitneleri üreten Batılı manda yönetimini Atatürk’e ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devletine tercih eden, mandacılığı “ılımlı İslam” olarak halka yutturmaya çalışan bu kafalar artık iyice şirazesinden çıkmış görünüyorlar. O gencecik insanların beyinlerini zehirleyen işte bu çarpık anlayıştır. Acı olan ise bütün bunların yüce dinimiz adına yapılmakta olunmasıdır.Bunlara Mandacı Bağımlı İslam ve mensuplarına da Amerika’nın Müslüman görünüşlü savaşçıları demek gerekir.                                                                                                                                              Hasan Ünal / Milli Gazete (17 Haziran 2008)

    Yorum yap |

    Mantar

    EVİN ANNESİ, harika bir mantar yemeği yapmıştı. Akşam yemeğinin vakti geldiğinde, bütün aile fertleri sofra başında iştahla yemeği bekliyordu. Çorbalar hızlı hızlı içildi ve boşalan tabaklar mantar yemeği ile dolduruldu. Yemek gerçekten de çok güzel olmuştu.
    Herkes yiyebildiği kadar yedi mantar yemeğinden. Artık kimsenin tek bir lokma bile yiyecek hâli kalmamıştı. Evin annesi tencerenin dibinde kalan yemeği, mutfak penceresinden evin köpeğine verdi. Köpek, kendisine çalınan ıslığı duymuş ve kuyruğunu sallaya sallaya pencerenin dibine gelmişti.
    Ancak mantar yemeğinden bir iki lokma almıştı ki, birden yere yıkıldı ve inlemeye başladı.
    Köpeğin bu halini gören anne, korkudan bir çığlık atarak yemek odasına gitti ve:
    “Eyvahlar olsun! Galiba mantar zehirli. Köpeğe verdim, hayvanın yemesiyle can çekişmeye başlaması bir oldu. Birazdan sıra bize gelir!” diye bağırdı.
    Annenin bu felâket haberi karşısında ev halkını telaş, alevin samanı sarması gibi sardı. Bütün aile arabaya binip soluğu en yakın hastanenin acil servisinde aldı.
    Görevli doktor, mantar hikâyesini dinleyince:
    “Hepinizin midesini yıkayacağız!” dedi.
    Can korkusundan kimsenin buna itiraz edecek hâli yoktu. Çoluk çocuk, sırayla mideler yıkandı.
    Midesi yıkanan aile fertleri, biraz dinlendikten sonra evlerine geri götürüldüler. Ancak evlerine vardıklarında, gördükleri manzara karşısında gözlerine inanamadılar. Çünkü mantardan zehirlenip öldü dedikleri köpek, koynunda beş minik yavrusu ile verandada yatıyor ve bir iki saat önce doğan yavrularını, emzirmeye çalışıyordu.

    Zafer Dergisi Neşeli Öyküler Serisi’nden

    Yorum yap |