Ara 27 2008
Yazar:
gulguzeli | Kategoriler:
Yazılar

BAZILARI TAŞLARI, bazıları ışıkları sevdi. Bekayı kimi taşta, kimi ışıkta buldu. Taş sahipleri taşları koyunlarında sakladılar, taş oldular, yakıtı taşlar ve insanlar olan yere doğru uzun bir yolculuğa çıktılar. Işık dostları ise ışığa hiçbir zaman sahip olmadılar ama ışık hep onların yanında oldu. Sabah onları uyandıran da oydu, gece üstlerini örten de o. Işık dostları meleklere benzediler. Zira onlar hep meleklerle söyleştiler. İnsan kiminle söyleşirse ona benzemez mi? Melekler ışıktı, ışık beyazdı. İnsan meleklerle söyleştikçe cennet toprağı gibi beyazladı.
Allah göğü ışıklarla süsledi. Birileri için de taş oldu yıldızlar, ateşli bir alev takıldı peşlerine, kovaladı durdu onları, yazık ki kavruldular. Kimine nur, kimine nar düştü nasip. Herkesin gönlündekinden başka değildi nasibi. Semayı taşlayanlar bilemediler ki semaya atılan taşlar elbet bir gün kafalarına düşer. Birileri için ateş yaktılar, bilemediler ki ateş de Makam-ı İbrahim’de hürmetle eğilir. Onlar ateşleri yalnız kendileri için tutuşturdular. Gönlü aşk ateşi ile yananları arzın ateşleri tutuşturabilir mi ki? Makam-ı İbrahim’de namaz kılanlar ateşe hoş amedi ettiler, ateş onlara selam verdi, “rıza” insana ateşi gül bahçesi eyledi.
Yıllarını yıldızları saymakla harcamış, keşfettiği yıldızlara adını vermiş, büyüklüklerini, ısılarını, birbirleri arasındaki mesafeleri ölçmüş nice adem oğlu şeytan oldu. Çünkü onlar da şeyleri muhakeme ederken şeytan metodu kullandılar. “Bu ateş, bu toprak” dediler. “Bu büyük, bu küçük” dediler. “Bu az, bu çok.” “Bu değerli, bu değersiz.” Saydılar küçük prensin zengin adamı gibi, meşgul edilmek istemediler. Milyon artı birde de olsalar, ateşten taşları ne yapacaklarını bilemediler. Bir çocuğun misketleri gibi biriktirdiler taşlarını. Taşlar yanıktı, kömür karası siyahtı. devamini oku… »